28 Haziran 2013 Cuma

Gitti Askeri EMASYA, Geldi "Sivil EMASYA"!


2010 Şubat'ında demokratikleşme yolunda tarihi bir adım denilerek büyük tantanalarla kaldırılan EMASYA protokolünün "Gezi olayları"yla başlayan ve tüm ülkeye yayılan direniş hareketinden sonra yeniden yürürlüğe sokulduğu iddia edildi.

Yeni protokol "İl İdaresi Kanunu'na göre valilerin toplumsal olayları kendi güçleriyle bastıramadığı takdirde, en yakın garnizondan, TSK'dan yardım istemesine ilişkin esasları kapsıyor".

Ancak İçişleri Bakanı Güler'in açıklamasına bakılırsa; bu EMASYA değil, geçmişte buna EMASYA denmiş olabilir ama bu EMASYA değil, başka bir şey. Güler'e göre yeni protokolün yürürlüğe girmesinin son olaylarla da ilgisi yoktur, protokol olaylardan önce, 18 Nisan'da Genelkurmay ve İçişleri bakanlığı arasında imzalanarak yürürlüğe girmiştir. Kimi hükümet organlarında ise yeni protokol "sivil EMASYA" olarak adlandırılmaktadır.

Adı ve yürürülüğe girme tarihi ne olursa olsun, kesin olan şey yeni protokolün de aynı eskisi gibi halka karşı faşist darbe dönemlerinde uygulanan türden halka karşı sistematik bir karşı-ayaklanma, halka karşı savaş planı niteliğinde olmasıdır. 

Peki EMASYA nereden çıkmıştı? Böyle bir protokol yapılmasına neden olan olay neydi?  

Bunun ipucunu Emekli Tuğgenerel Haldun Solmaztürk ise Tvnet kanalındaki 2.2.2010 tarihli canlı olarak yayınlanan "Bakış Açısı" programındaki şu açıklamarında bulabiliriz:

"Bakınız buraya EMASYA'yı tartışmaya geldik, 28 Şubat'taki olayın silahlı kuvvetlerin iç tehdit algılamasıyla ilgisi yok... EMASYA çerçevesinde sözü edilen iç tehdit böyle bir şey değil veya 1. Ordu'da 2003'te yapılan seminerde gündeme gelen ["Balyoz planı"nın tartışıldığı iddia edilen seminer kastediliyor] silahlı kuvvetlerin iç tehdit algılaması bambaşka bir şey. Bakınız, '60'lı yıllarda, ya '66 ya '67 olacak, İzmit'ten büyük işçi grupları anayolu, yani İzmit-İstanbul yolunu kullanarak İstanbul'a yürüdü. O zaman Kartal'daki Zırhlı Tugay o anayola çıktı ve bunu durdurmaya çalıştı. İşçiler tankların üzerinden yürüyüp geçtiler!... Sonra bu işçi grupları Kadıköy'e girdiler [programın diğer bir konuğu "70'te oldu o olaylar" diye düzeltiyor, Solmaztürk "evet yanılıyor olabilirim, o dönemler" diyor]. İşte o zaman EMASYA birlikleri görevlendirildi. Hiç unutmuyorum o gün gibi gözlerimin önündedir. İşçiler sopalarla askerleri kovaladılar! Yani elinde süngülü tüfekler olan askerleri sopalarla kovaladılar. Çil yavrusu gibi dağıttılar. Şimdi bunlar oldu, bunlar yaşandı. Ve bunların herbirinde de kolluk kuvvetleri yetersiz kaldı ve silahlı kuvvetler davet edildi. Fakat silahlı kuvvetler hazırlıksız olduğu için, klasik dış düşmanla konvansiyonel bir savaşa hazır olduğu, eğitimi, teçhizatı, doktrini buna göre olduğu için silahlı kuvvetler yetersiz kaldı. İşte buna bir tedbir olarak dendi ki, biz buna hazır olalım. Eğitimimizle, teçhizatımızla ve en önemlisi mülki amirlerle ve diğer kolluk kuvvetleriyle birlikte bu işi nasıl yapacağız. Bunu daha önceden planlayalım, çalışalım, kağıda dökelim, kim kimden emir alacak, örneğin ateş etme yeksini kim verecek vb. bilsin bunları bir kağıda dökelim. İşte EMASYA budur! Yani '97 28 Şubat döneminden önce de EMASYA vardı, şimdi de vardır. EMASYA planlarıyla, EMASYA protokolü birbirine karıştırılıyor. Yüzlerce, binlerce EMASYA planı vardır. Türkiye'de ne kadar il ve ilçe varsa o kadar EMASYA planı vardır. Bunlar düzenli güncelleştirilir. EMASYA protokolü sadece tek bir protokoldür."

Emekli Tuğgeneral'in tarihini doğru hatırlayamadığı ama yaşadığı dehşeti o anki gibi hatırladığı bu olaylar Türkiye işçi sınıfı tarihindeki en önemli kitlesel eylemlerin yaşandığı iki gün olan 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi'dir.

İçişleri Bakanı Güler de, yeni protokolün ismi yok mu? sorusuna aynen şöyle yanıt veriyor:

"(İl İdaresi Kanunu'nun 11. maddesinde belirtilen esaslar) demek lazım. Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında yapılan bir protokol denebilir buna. Kuvveti kim çağıracak, nereden çağıracak, gelen kuvvetin yetkisi ne olacak, süresi ne olacak, kim koordine edecek? Bunlarla ilgili bilgiler tabii ki protokolde olacak." 
Anlaşılan son gelişmeler birilerine tarihsel korkularını hatırlamıştır.

Balyoz darbe planları, 12 Eylül'ün Bayrak planları, il il, ilçe ilçe yapılan EMASYA planları, hepsi de esas olarak 15-16 Haziranlar gibi, egemen sınıfları, onun emrindeki silahlı-silahsız büroksayi dehşete düşüren tarihsel önemdeki kitlesel eylemleri hangi sınıf gerçekleştirmişse ve bundan sonra da o potansiyele hangi sınıf sahipse ona ve sermayenin diktatörlüğüne karşı verilen mücadelede onun safını tutanlara karşıdır. Bir bütün olarak ezilen ve sömürülen emekçi yığınların en ufak kitlesel çıkışlarına karşıdır. Kitleler ne zaman bağımsızca hareket etmeye kalksa egemen çevrelerin "demokrat" maskeleri tereddütsüzce aralanmış, gerçek çehreleri ortaya çıkmıştır. Sermaye devleti durdukça bu tür planlar isimleri değişse de her zaman hazırlanmaya el altında bulundurulmaya devam edecektir.

22 Haziran 2013 Cumartesi

168 yıl önceki Polis Nizamnamesi fiilen hâlâ yürürlükte

Bundan 168 yıl önce, 10 Nisan 1845’te ilan edilen Nizamnamesi’nde, polise işçi sınıfıyla ilgili şu görev verilmişti:

Madde 12: İşini ve gücünü bırakıp, sadece kullara iş bıraktırma amacında olan işçi ve işçi türünden kişilerin cemiyet ve toplantılarını ve gene bunun gibi kamu asayişini bozacak her türlü fitne ve fesat cemiyetlerini dağıtıp yok ederek, ihtilal olayının önünün kesilmesi işine sarılmak ve sürekli bununla uğraşmak.

"Gaz lobisi"ne 8,5 milyon dolar

Altından faiz lobisi değil, gaz lobisi çıktı!
Türkiye, 15 ay içinde ABD'den bedeli 8.5 milyon Dolar'ı bulan gaz bombası ve plastik mermi satın aldı.

Gezi Parkı olaylarında, polisin kullandığı gaz bombalar ve plastik mermileri Türkiye'ye satan ülkeler içinde ABD'nin de olduğu ortaya çıktı.

DHA, ABD'nin Pennsylvania eyaletine bağlı Homer Kenti'nde bulunan bir Amerikan şirketinin Türkiye'ye sattığı gaz bombaları ve plastik mermilerin satış belgelerine ulaştı. 'Nonlethal Technologies' adlı Amerikan şirketi, Ekim 2011 ile Aralık 2012 tarihleri arasında geçen 15 aylık sürede, Türkiye'ye yaklaşık 8.5 milyon Dolar'lık gaz bombası, plastik mermi ve bunları ateşlemeye uygun silah sattı.

Türkiye en iyi müşterisi

Belgelere göre Türkiye, 'Nonlethal Technologies' adlı kimyasal silah ve plastik mermi üreten Amerikan şirketinin en iyi müşterileri arasında en üst sırada. Şirket, Ekim 2011 ile Aralık 2012 tarihleri arasında, Çin Halk Cumhuriyeti'ne 380 bin, Panama'ya 80 bin, Şili'ye de 43 bin Dolar'lık gaz bombası ve plastik mermi satışı yaptı. Ancak, Türkiye'nin gaz bombası ve plastik mermi için harcadığı para, öteki ülkelerle kıyaslanamayacak kadar çok. Türkiye'nin, 15 aylık dönemde gaz bombaları ve plastik mermiler için şirkete ödediği para tam olarak 8 milyon 396 bin 992 Dolar. Gaz bombası, plastik mermiler gibi 'ölümcül olmayan silah' olarak adlandırılan, kalıcı sağlık sorunlarına yol açtıkları gibi ölümlere de yol açtığı bilinen silahlar, genellikle tüm dünyada kolluk güçlerinin güvenliğinin sağlanmasında, gösteri ve yürüyüşlerin dağıtılmasında kullanılıyor. Bu silahların sayısında ve çeşitlerinde sürekli bir artış görülürken, bunların geliştirilip yaygın kullanıma teşvik edildiği ABD'de, bu silahlar için büyük bir lobi faaliyeti yürütülüyor.

Kaynak: www.muhalifgazete.com

Cinsel istismar 5 yılda 7 kat arttı

Bingöl’de tecavüzcülerin salındığı vahşetin ardından CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, çocukların cinsel istismar ve saldırılardan korunması için tedbirlerin alınması amacıyla mecliste komisyon kurulmasını istedi.

Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından TBMM Başkanlığına sunulan araştırma önergesinde, çocukların cinsel istismar ve saldırılardan korunması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması gerektiği belirtildi. Önergenin gerekçesinde, Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre Türk Ceza Kanunu’nun, içinde çocuklara yönelik tecavüz eylemine de yer verilen, “Çocukların cinsel istismarı” başlıklı 103. maddesi çerçevesinde açılan dava sayısının 2006 yılında 2 bin 414 iken, 2011 yılında 16 bin 827’ye yükseldiği, 2006’dan 2011’e, yüzde 697’lik bir artışın söz konusu olduğu kaydedildi.

MAĞDURLAR ÇOĞUNLUKLA ÇOCUK

Gerekçede, TCK’nın 102. maddesinde ayrıca düzenlenen tecavüz suçu nedeniyle açılan davaların sayısının 2006 yılında 4 bin 419 iken, 2011 yılında 10 bin 726’ya; TCK’nın 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçu nedeniyle açılan davaların sayısının ise 2006’da 6 bin 244 iken, 2011 yılında 12 bin 729’a yükseldiği belirtilerek, “Bu tür suçların yüzde 70’inin çocuklara yönelik olduğu bilinmektedir” denildi.

“Yılda en az 17 bin dolayında çocuğumuz cinsel istismara ve saldırıya uğrarken hükümetin ve ilgili bakanlığın ne yaptığı, hangi işle meşgul olduğu büyük bir merak konusudur” denilen gerekçede, cinsel saldırılara karşı gereken tedbirleri almamanın bu büyük insanlık suçuna göz yummak anlamına geldiği belirtildi.

Kaynak: Yurt Gazetesi, 21 Haziran 2013

10 yılda küresel sermayeye 114 milyar dolar haraç

AKP'nin 10 yılda uluslararası küresel "faiz (ve kâr) lobisi"ne yani emperyalist finans kapitale Türkiye emekçilerinin sırtından ödediği haraçlar 114 milyar dolara ulaşmış bulunuyor.

"10 YILDA 114 MİLYAR DOLAR KAYNAK DIŞARIYA AKTARILDI

Naki BAKIR

DÜNYA Gazetesi/19 Şubat 2013

DÜNYA'nın, Merkez Bankası'nın ödemeler dengesi verilerinden yaptığı hesaplamaya göre 2012'de Türkiye'de doğrudan ve portföy yatırımı bulunan yabancı yatırımcılar ve Türkiye'ye borç veren kreditörler için karlı bir yıl oldu.

Son 10 yılda, dış kredilere ödenen faizler, yabancıların Türkiye'deki doğrudan yatırımlardan kar transferleri, sıcak para fonların hisse senedi, DİBS gibi araçlara park etmiş portföy yatırımlarından elde ederek ülkelerine aktardıkları kazançlar ve Türkiye'de çalışan yabancıların aldığı ücret ve primlerden aktarmalar yoluyla yurtdışına gerçekleşen toplam kaynak transferi miktarı 114.2 milyar dolara ulaştı.

DÜNYA'nın, Merkez Bankası'nın ödemeler dengesi verilerinden yaptığı hesaplamaya göre 2012'de Türkiye'de doğrudan ve portföy yatırımı bulunan yabancı yatırımcılar ve Türkiye'ye borç veren kreditörler için karlı bir yıl oldu.

İşte o transferler:

1 - Faiz transferi 11.8 milyar dolar

Kullanılan krediler dolayısıyla geçen yıl yurtdışına 5 milyar 708 milyon dolar faiz ödemesi gerçekleştirildi. Yabancılar geçen yıl, borsa ile tahvil, bono gibi araçlara dayalı portföy yatırımlarından elde ettikleri getirilerden de 3 milyar 654 milyon dolarlık transfer gerçekleştirdi. 2012'de, yurtdışı yerleşiklerin Türkiye'deki doğrudan yatırımlarından yaptıkları kar transferi 2 milyar 192 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Türkiye'de çalışan yabancıların elde ettikleri maaş ve primlerden ülkelerine yaptıkları yıllık transfer de 255 milyon dolara yükseldi. Böylece, yabancı yatırımcıların Türkiye'den elde edip ülkelerine aktardıkları kar, kazanç ve ücret geliri ile yabancı kreditörlere ödenen borç faizlerinin geçen yılki toplam tutarı 11 milyar 809 milyon dolara ulaştı. 2011'e göre dış borç faiz ödemesi yüzde 8.1, sıcak para kazancından transferler yüzde 8, ücret ve primlerden transferler de yüzde 24.4 artarken, doğrudan yatırımlardaki kar transferi ise yüzde 25 azaldı.

2 - Önceki 10 yılın transferi % 107 aşıldı

2012 ile birlikte son on yılda faiz, kar, rant, ücret ve benzeri nitelikte yurtdışına kaynak transferi 114.2 milyar dolara ulaştı. Söz konusu tutar, önceki on yıllık dönemdekini ikiye katladı. 1993-2002 döneminde büyük bölümü kredi faizi olmak üzere toplam 55.1 milyar dolarlık transfer gerçekleşmişti. 2003-2012 döneminde transfer tutarı önceki on yıla göre yüzde 107 artış gösterdi.

3 - Son 3 yılın en yüksek faiz ödemesi

2003-2012 döneminde gerçekleşen toplam kaynak transferinin 60.2 milyar dolarını, portföy yatırımı niteliğindeki tahvil, bono gibi borçlanma kağıtlarına ödenen hariç olmak üzere yabancıların Türkiye'ye açtıkları kredilere ödenen faizler oluşturdu. On yıllık dönemlere göre dış kredilere ödenen faizlerde yüzde 49 artış oldu. 1993-2002 döneminde dış kredilere 40.5 milyar dolar faiz ödenmişti. Faiz ödemelerinin 2002'de 4.4 milyar dolar olan yıllık tutarı, 2005'te 5 milyar doları, 2006 yılında 6 milyar doları, 2007'de 7 milyar doları aştı, 2008'de 8.7 milyar dolarla tüm yılların rekorunu kırdı. Dış kredilere ödenen faizler 2009 yılında 7.4 milyar, 2010'da 5.5 milyar ve 2011'de 5.3 milyar dolara geriledi. 2012 yılında gerçekleşen 5.7 milyar dolarlık faiz ödemesi, son üç yılın en yüksek tutarını oluşturdu.

4 - Kar transferi yüzde 636 arttı

Doğrudan yatırımlardan kar transferleri son on yıllık dönemde önceki on yıla göre yüzde 636 artış gösterdi. Ancak bu artış aynı dönemdeki doğrudan yatırım girişlerindeki yüzde 900'e yaklaşan artışın yanında düşük kaldı. 1993-2002 döneminde 12.9 milyar dolar olan; şirketlerin dış ortaktan kredi kullanımları ve yabancıların gayrimenkul alımları dahil toplam doğrudan yabancı sermaye girişi, 2003-2012 döneminde yüzde 880 artışla 126.7 milyar dolara ulaştı. On yıllık dönemlere göre sıcak para yatırımlarından yapılan transferler ise yüzde 175 oranında bir artış gösterdi.

5 - Portföy kazancı yatırım karını aştı

2003-2012'yi kapsayan son on yıllık dönemde; Türkiye'de doğrudan yatırımı bulanan yabancı yatırımcılar yaklaşık 20 milyar dolar kar transferi gerçekleştirirken, sıcak para olarak adlandırılan kısa vadeli spekülatif yabancı sermayenin portföy yatırımlarından elde ederek yurt dışına aktardığı tutar 32.7 milyar dolara ulaştı. Son on yılda doğrudan yatırımlardan kar transferi, aynı dönemde ortaktan kredi kullanımı ve taşınmaz alımları da dahil toplam doğrudan yatırım girişinin yüzde 16'sı düzeyinde gerçekleşirken, portföy yatırımlarından yapılan transferler ise bu dönemdeki toplam 118.3 milyar dolarlık girişin yüzde 28'ine ulaştı. Buna göre parayla para kazanmak için gelen ve Borsa ve kamu kağıtlarına yatırım yapan sıcak paracılar, Türkiye'de katma değer yaratan, istihdamı artıran ve cari açığı küçülten "doğrudan yatırımlar"ı gerçekleştiren yabancı yatırımcılardan daha karlı çıktı."

kaynak: http://www.dunya.com/10-yilda-114-milyar-dolar-kaynak-disariya-aktarildi-182102h-p2.htm